maxresdefault (1).jpg

Özün Tezahürü


Koşul ve beklenti gözetmeden sergilediğimiz her eylem, meyvesini er ya da geç verecektir. Yaratım enerjisi içerisinde koşul, korku ve beklenti barınmaz demiştik. Yaratım yalnızca OL der ve OLur. Eğer şunun için, bu yüzden OL deseydi, yaratım o koşul üzerinde OL'urdu, geriye kalan sonsuzluğu kapsamazdı. Burada büyük bir sır var, koşulun, korkunun ve beklentilerin yalnızca doğrusal zaman çizgisinde kısıtlı bir yörüngede hareket edebileceği ve yalnızca ona ayrılan alan içerisinde belirli değişimlere neden oldurtacağı, ve koşul ortadan kalktığında ise koşulu yaratan ile birlikte kendi yörüngesinde kilitleneceği gerçeğidir. Çünkü koşul, korku ve beklenti, kendisini yaratan ile bağımlı bir şekilde içinde bulunduğu düzlem içerisinde varlığını sürdürür, koşulu yaratan kişi tüm sonsuz olasılıkların kendine erişmesini engeller.


Koşulu yaratmanın nedeni korkudur, beklenti ise bu korkudan dolayı yaratılan koşulun ana koşuludur, korku ise nedensel etki tepki yasası içerisinde etkinin beklenenin dışında tepkiye neden oldurtacağına dair olasılığın farkındalığımız içerisine parazit gibi yerleştiği, varlığımızı sarsan negatif deneyimlerin ürünüdür, bir yanılsamadır yalandır. Beklenti duymazsa koşul olmaz, korkmaz ise beklenti yaratmaz, koşul yaratmaz ise hiçbiri olmaz, yalnızca OL der ve O da OL'ur, bu tanrısal yaratım tekniğidir.


Fakat çoğunluğumuz özü ile bağlantı kuramaz, kendi merkezinde değildir, ve dışsal etkiler ile varlığını devam ettirir, dünya sahası içerisinde sahte benliklerinin yönetiminde olan insanlığın oluşturdukları çekim alanlarının bizlere aşılamakta olduğu bir takım etkilere muhtaç yaşarız, çünkü özümüzün sözüne kulak vermekten ziyade illüzyonlara takılır dururuz, özümüz bizlere ihtiyacımız olan her şeyi söyler, ama biz yine sözünü ettiğim dışsal koşullar ve sahte inandırılmışlıkların haykırışlarının netliğine kendimizi kaptırır, özümüzü baskı altına alırız. Çünkü üstünlük alçaklık illüzyonu dünya insanını pençesi altında tutar. Sürekli ölçer dururuz, ve referans ararız, inandıklarımızın en nihai referansı kendi özümüzdür, ve an içerisinde en doğru olan odur, sonu olumsuz bir deneyimle bitecek dahi olsa.


Olayların iç yüzünü göremeyiz kendi içimizde olana erişim sağlayamadığımız gibi. Olumsuz deneyimi zararlı bulur olumlu gözükeni faydalı buluruz. Halbuki her şey bir takim derslerden ibarettir, eğer bir dersi almazsak o dersten kalır ve üzerimize karma yükleriz. Özümüz bunu istese bile dışarıdan olumsuz gözüktüğü için ona kulak vermez, dışsal etkilerle yoğurulmuş mantığımızın hesaplamalarına uyarız. Hiçbir hesaplama olmakta olanı ortadan kaldıramaz, olmayanı ise var edemez, yalnızca olasılıklar dahilinde bir takim etkilere neden oldurtabilir fakat hiçbir zihin bu hesaplamayı kusursuz yapamaz, kusursuz yapılamayan her hesap kendisini çözebilecek farklı bir problem yaratır, o problem ise kendisini çözecek farklı çözümler yaratır. Mantığımız sınırlıdır, ama özümüz sonsuzluğun kendisidir. Onun kendini ortaya çıkarmasını engelleyecek tüm koşullar, korkular ve beklentiler, kisinin benliğini zedeleyecek ve ona sahip olmadığı kimlikleri empoze edecektir. Korku koşul beklenti gibi illüzyonları yaratan ise insanın farkındalık düzeyine göre hem efendisi, hem de kölesi olarak rol oynayabilecek olan zihindir.


Zihin ilkel yapımızın bir tasarımıdır, zihni susturmak ile sonsuz huzura kavuşacaksınız. Esas kurtuluş budur. Zihnin kölesi olursanız, kaybolursunuz, zihni kontrol altına alırsanız, kendi kendinizin kralı olursunuz. Lakin onu susturmayı başarabilirseniz tanrı olursunuz. Tüm sonsuzluğunuzu kısıtlayan odur, sizi oradan oraya sürükler durur ve sonuçlarını sizlere önceden gösterdiği nedenleri hareket ettirmenizi sağlar, ama sonuç gerçekleşene kadar nedenin hükmü ortadan kalkar, çünkü öyle bir neden yoktur, sonuç da gösterdiği şekliyle gerçekleşmeyecektir, sonunda inancınız zedelenir ve kendinizi bulunduğunuz enerjisel alan içerisinde kilitlenmiş vaziyette bulursunuz.


Öyleyse n'apacaksınız? Kendinizi tam bir denge ve uyum içerisine almak zorundasınız, mantığınız, hisleriniz, arzularınız, inandıklarınız, korktuklarınız, tek başına bir yeterliliğe sahip değildir. Ama siz korkularınız ile mantığınızı, hislerinizi, inandıklarınızı, arzularınızı birleştirirseniz eğer, korktuğunuz şey dahilinde aklınıza dahi gelmeyecek sahnelere şahit olursunuz. Ama korkularınız tek başına sizi asla yönlendiremez, ne zaman ki bu korkularınıza referans ararsınız, o zaman mantığınıza başvurursunuz, hisleriniz ve inandıklarınız ise bu çerçeve içerisinde vuku bulur, arzularınız ise bu kuruma dahil olur ve tüm benliğiniz bunun doğurduğu sonuç ile baştan başa zedelenir.


Ama ne zaman ki korku yerine sevgiyi tercih edersiniz, o zaman mantığınız da, inandıklarınız da, arzularınız da hisleriniz de bu çerçeve içerisinde devinime başlar ve doğuracağı sonuç yine sevgi kaynaklı olacaktır, bu durumda hiçbir zarar doğmayacaktır. Aslında her hareketiniz ve davranışınızın temelinde sevgi yatsaydı, size ait olmayan hiçbir olumsuz deneyimi kendinize çekmeyecektiniz, karmik borçlarınız ise en zararsız biçimiyle ve kısa hali ile üzerinizde esecek ve size karmik sorununuzun çözümünün dışında ekstra farkındalıklar da kazandıracaktı, böylece gelecekte gerçekleşecek olan negatif karmaların olasılığı da kazanmış olduğunuz bu farkındalık dolayısıyla en aza inecekti.


Eğer negatif bir hadisenin içerisinde kendinizi bulduysanız, onu inkar etmek yerine artık bu deneyimin size ait olduğunun bilincinde hareket edip, içsel bir kabulleniş ile o deneyimin üstesinden gelmek için enerjinizi harcamalısınız. Unutmayın, icerisinde bulunduğunuz deneyimi kendinize çekecek çarkları tetiklemeseydiniz, o deneyimin içerisinde olmazdınız. Aşk ile, inanç ile sergileyin disariya sergilediginiz her bir seyi.

Ve en önemlisi kendinizi tanıyın, bu esastır. Kendinizi bir kez tanıdığınızda asla unutmayacaksınız. Ama en kötüsü yanlış tanımaktır, geri dönüşü en zor olan yoldur. Sevgiyi ana yasanız edinin, iradeniz yalnızca sevgi dahilinde hareket etsin. Böylece korkulacak bir şey olmadığını göreceksiniz.

Ne zaman ki kendinizi, korkunun nedeniyle; birilerine, bir şeylere, koşullara beklentilere bağlarsınız, o zaman buyrun şu yönden gidin, o yönde kaybolun, bu en içten temennimdir. O yol tren yolu gibidir, uzun ince bir yoldur, sağı solu kapalıdır ve etrafta bulundan tüm kapılar kilitlidir, yalnızca sonunda çıkış vardır. O yola giren ise başka çıkış yolu bulamadığı icin girmiştir.


Ama ne zaman ki sevginin sonsuzluğu ile deviniminizi sürdürüyorsanız eğer, kendi merkezinde dengelenmiş, tanrıdan ve sonsuzluktan ayrı olmadığının bilincinde, kesinlikle dışsal hiçbir koşuldan etkilenmeyen özgür bir bilince erişim sağlayabilmişsinizdir. Ve hiçbir şekilde şu yoldan buyurun diyebilecek hiçbir etkiyi tanımaz, kendi özgür iradenize tam bir erişim ile yolun dahi olmadığı bilincine vararak sonsuzluğunu en aktif biçimde sergileyen bir birey haline gelirsiniz, A noktası ve B noktası bile yoktur orada, doğrusal çizgide gittiğiniz her yer merkezinizdir. Tıpkı dünyanın merkezinin ayağınızı bastığınız yer olduğu gerçeği gibi.


En önemlisi de, dışarısı ve içerisi kalmamıştır sizin için, tüm varoluşun içinizde vuku bulduğunun bilincindesinizdir artık ve tüm dışsal etkiler dışarıda gerçekleşir durur, siz yine merkezinizde kalmaya devam edersiniz.


Aşk ile - Güç ile - Bilgiyle kalmayın, devam edin dostlarım...

151 views
  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube
  • Twitter
  • Pinterest
  • YouTube
  • iTunes
  • Spotify
  • Deezer
  • Amazon