maxresdefault (1).jpg

ERDEM - LÜTUF - GÜVEN


Lütuf - Erdem ve Güven

25920 yıl önce başlayan Atlantis'in çöküşü ve karantina hali tüm varlıkları etkileyen travmatik bir olaydı, ve o zamandan beri, gezegendeki kuvvetli aşılamalar zor koşullarla birlikte amneziye (bellek yitimi) neden oldu, bu da travmaların, frekans döngüsü içerisinde sürdürülmesini ve yeniden yaratılmalarını sağladı.


Bu travmanın tohumunu atan ise, Özden-Kaynaktan belirgin biçimde kopukluk yaşanması hadisesidir. Bu durum, bir terk edilme, nasıl böyle bir hadise yaşanıldığına dair kafa karışıklığı hisleri ve deneyimlerinin cereyan etmesine neden oldu (bkz. Ana Etmen), bizleri herşeye karşı şüpheye itti, güvenimiz kırıldı, Kaynağa olan güvenimizi, Evrene, kendimize, Işığa, birbirimize olan güvenimizi kaybettik. Güven, şu anda gezegenimizdeki çok önemli bir noktadadır.


Bu derin terk edilme hissi ve Işığa gerçek anlamda güvenmeme, gezegenimizdeki hemen hemen herkesin enerji alanlarında çeşitli derecelerde sıkışıp kalmış durumdadır, ve bu, travmatik durumların yeniden yaratılmasını sağlayan giriş noktasıdır. Eğer bir şey enerji alanınızdaysa, bu durum özgür iradenin o şeyi yaratmak için verdiği bir karardır, eğer bir şey enerji alanınızdaysa, bu ortadan kaldırılıncaya kadar tezahür eder.


Gezegenimizdeki birçok uyanmış varlık bunu çeşitli şekillerde yaratmaya ve yansıtmaya devam ediyor. Özden-Kaynaktan belirgin kopuştan kaynaklı sıkışmış duygu ve hissiyatlar farklı zamanlarda farklı biçimler alırlar, kimi zaman terk edilmeye yönelik Kaynağa ve Işığa karşı kızgınlıklar-öfkeler, üzüntüler-kederler, bazen de hissizlikler-duygusuzluklar vs. Bu bazen bilinçli bir deneyimdir ama sıklıkla bilinçaltından gelir. Hangi biçimde olursa olsun, bu his Kaynaktan kopma deneyimini yeniden yaratmaya devam ediyor.

Sonrasında yaşanan ise insanların bu durumu birbirlerine yansıtmalarıdır. Herkes buradaki yaşamın adil olmadığını, bu gezegende acı ve hüzün içinde doğduğunu düşünüyor, hatta aslında doğduğumuzda ilk hissettiğimiz şeyin bu olduğunu görüyor. Doğar doğmaz ağlarız, çünkü negatif aşılanmaya maruz kalırız, çünkü enerji alanımız özellikle geldiğimiz yüksek boyutlara oranla saptırılmış, bozuk ve biçimsizdir.. Bu gezegende, gerçekten adil bir şekilde buraya gelen ve Öz-Kaynakla ve gerçekte oldukları kişi ile bağlantılı bir yaşam süren tek bir kişi bile yok. Bu, malesef burada işlerin neden bu halde olduğunun göstergesidir.


Çoğu insan bu duruma karşı çocukça bir yaklaşımda kalmaya eğilimlidir. Bir çocuk bir şeye ihtiyaç duyduğunu hissettiğinde, istediği şeyi elde etmek için tüm evi baştan aşağı çevirir, diğerlerinin de kendi deneyimlerini yaşadığından habersizdir, çocuk sanki bu durumu yaşayan tek kişiymiş gibi davranır. Ama gerçek şu ki, hepimiz zayıflama koşullarına sahibiz, hepimizin sınırlamaları, mücadeleleri ve anlaması gereken şeyler var. Birçok insan, acı çeken tek kişi olduklarını veya en kötü durumlara sahip olduklarını düşünmeye eğilimlidirler. Ve böylece başkalarının onlar için, kendilerine yapılan yanlışları düzeltmeleri için, yanında olmalarını beklerler. Bu durum, insanların hareketlerini motive eden, gezegendeki yegane etken. Herkes hayatın onlara haksızlık ettiğini görüyor ve bu nedenle başkalarının fiziksel veya duygusal olarak bir şekilde onlar ile ilgilenmesini istiyor.


Sorun şu ki, insanımızın çoğu aynı durumdan muzdarip , başkalarının sorununu görmek, duymak ve ilgilenmek istemiyorlar, böyle hissediyorlar çünkü en kötü problematik durumda olan veya bu durumda olan tek kişi kendileri, ilgilenilmeyi hak eden tek kişiler, "neden yardım etmeliyim ki?" diye düşünüyorlar.. Bu gezegendeki hemen hemen herkes, bunu bilinçli ya da bilinçsiz olarak düşünür ve bu da bir kısır döngü yaratır. İnsanlar arasındaki dinamiğin çoğu başkalarından bir şeyler almak ile ilgilidir, "Eğer istediğim şeyi bana verirse bir şeyler yapacağım". Gereksiz öfke nöbetleri veya karışıklık yaratmak, birbiri ile münakaşaya girmek, misyona ve İlahi Amaca ulaşmak, arzu edilenler gelmediğinde, başkaları talep ettiklerimizi vermediğinde. Bu; Öz-Kaynak olduğunun, ihtiyaç duyduklarını yaratabilen, deneyimlenmesi gereken ne varsa o olması gerektiğini bilen, Ben Olan/Ben Ebedi Işık varlığının bilincinde olan birinin şuuru değil, yaralı bir çocuğun şuurudur.


Yaşamın veya başka insanların, veyahut da Işığın bizlere bir şey vermesini istiyorsak, bu durumda Kaynak-Öz olduğumuzu kavramamız gerekir, ve bir şeyin gerçekliğimiz içerisinde tezahür etmesinin tek yolu Ben Olan Varlığımız aracılığıyladır, yani isteğimize göre hizalı olmalıyız.

Bu; "Benden başka tanrıya sahip değilsiniz" "BEN'den başka ilah yoktur" söyleminin gerçek manasıdır. BEN Olan Ben Varlığım dışında bir tanrı-ilah yoktur anlamına gelir. BEN varlığımız, Kaynak-Öz ve Işık ile birdir, ve yalnızca bu şekilde gerçekliği doğru biçimde deneyimleyebiliriz. İlk olarak dış tanrılara, Evrene, Işık güçlerine, diğer insanlara, Hadise'ye ya da başka bir şeye dönemeyiz. Öncelik olarak BEN Varlığımıza dönmeliyiz durumun önemi ne denli büyük veya küçük olursa olsun, ardından gerçeklikle bağlantı kurabiliriz. Başka bir yol yok. BEN Varlığımız tek yoldur. Ve BEN Varlığımız her şeyi gerçek anlamda çözme kudretine sahiptir, bu, yenilmez olan Işığın kendisidir, her zaman herşeyi mükemmel şekilde hizalandırır, eğer yalnızca Ona dönersek...


Erdemin, Lütfun anlamı budur. Erdem-Lütuf tüm koşulların gerçek ve derin affıdır, ve eylem içerisindeki affediciliktir. Ona dönüşmektir, affediciliğin kendisi olmaktır, ihtiyaç duyulan şeyi somutlaştırmaktır, Evrendeki hiç kimse bunu yapmasa bile.. Neden yardım etmeliyiz? Çünkü bunu yapabiliriz. Çünkü biz Öz'üz, Kaynağız, ve daha iyi bir gerçekliğe ihtiyacımız var. Aslında ihtiyaç duyulan şeyleri sağlayan Işık varlıkları her zaman vardır, ama yalnızca bununla rezonans içerisindeysek, hizalanmışsak bizlere ulaşabilirler. Bazen etrafımızda hiç kimsenin bunu yapmadığı anlar ortaya çıkar, ve böylece Sevgi, Erdem-Lütuf, İhtiyaç duyulan, somutlaştırılması gereken herhangi birşey haline gelebiliriz, bu gerçek ustalıktır. Ayrıca Erdem-Lütuf, İlahi Amaç tarafından yönlendirilmelidir, bu bir kapı paspası olmak ve istediklerimizi yaratmamak değil, hayallerimizi yaratmak için gereken her şeyi yapmak ve tüm duyarlı varlıkların bağımsızlığının İlahi Amacına hizmet etmektir. Diğer seçenek ise istekli olmadığımız bir şeyin dışarıdan gelmesinin beklentisiyle kafamızı duvara vurmaktır, ve bu, devam edilecek iyi bir yol değildir. Birçoğu denedi ve başarısız oldu. Artık hatırlamak ve Erdemin-Lütfun kendisi olmak zamanıdır. Ve bunu yaptığımızda, Özü-Kaynağı tekrardan tasavvur ediyoruz, Özü-Kaynağı tekrardan bu gezegene getiriyoruz, ve Atlantis'in çöküşünden beri bizleri etkileyen Kaynaktan-Özden koparılma travmasını şifalandırıyoruz. Tüm yaratımda Işığın gerçekliğini geri getiriyoruz.


Uzun yıllar boyunca sahip olmak istediğim ilk süper gücüm ışınlanma idi. İstediğim her yere gidebilir, görmek istediğim herkesi görebilirdim, bu gezegendeki herhangi bir yerde veya başka gezegenlerde. Şimdi, istediğim ilk süper gücün her bir durumda Erdem-Lütuf olabilme olduğunun farkına vardım. Işınlanabilir ve hala sorunlarımı gittiğim yerlere taşıyabilirdim. Ya da Erdem-Lütuf olup BEN Varlığımdan istediğim gerçekliği yaratabilirdim, şimdi ve burada, OLduğum herhangi bir yerde, çünkü BEN Varlığım ve Öz-Kaynak heryerdedir. Erdemin-Lütfun kendisi olabilmek en değerli hazinedir. Ve bunu şimdi yapabilirim, BEN bu güce zaten sahibim. Hepimiz sahibiz. (ama ışınlanma ikinci bir süper güç için hala güzel bir seçenek :) )


BEN LÜTUFUM

BEN ZARAFETİM

BEN ERDEMİM

Herkese Aşk ve Cesaret Diliyorum 💖


Kaynak: https://recreatingbalance1.blogspot.com/2018/07/grace-and-trust.html

#erdem #lütuf #güven #ışık

177 views
  • Instagram
  • Facebook
  • YouTube
  • Twitter
  • Pinterest
  • YouTube
  • iTunes
  • Spotify
  • Deezer
  • Amazon