YARADILIŞ VE ÖTESİ



Cennetteki savaşlarda uğradığım ihanetin sorumlularının yüzlerini burada gördükçe o anları daha net bir şekilde hatırlıyorum. O sıralar dünya insanına tehdit olan güçleri savuşturmak için savaşıyorduk, ve bunu doğanın dengesini sağlamak adına yapıyorduk. İnsanların neredeyse tamamının zihinlerini kontrol eden güçler bizi şeytan olarak hafızalara kazıdılar ve iblisler olarak tanındık. Neyse ki hakikati bilen ışık insanları hala vardı ama sayıları azdı, yeterli olmadı. Şimdi ise tam tersi bir görev için dünya planına inmeye razı olduk, insan nesli zaman içinde doğanın dengesine tehdit unsuru haline geldi, o savaşlarda düşmüştük ve de insanlık ve dünya karanlık güçlerin tesiri altına zaman içinde teslim oldu. Fakat şimdi kadir-i mutlağın direkt olarak tesir ettiği dünya gezegeninde artık dönüşüm şart kılındı ve dünya bir sonraki aşamaya geçebilmek için bizlerin desteğini istiyor.


Biliyorsunuz ki aslında karanlık değil ışık tonları vardır, ışık tonu azaldıkça bu durumu karanlık olarak tabir ediyoruz. O zamanlarda dünya insanının kabul gördüğü ışık tonları ise bizlerin savaşmakta olduğu güçlerin ışık tonlamalarına bir miktar eşitti, ve insanlık bunu kabul kıldı. Bizlerin tesirlerini tanımlayamıyor ve de seçemiyorlardı, bu durum da dünyada karışıklığa yol açtı ve netice olarak bu karışıklığı getiren bizler aslında o zamanlarda gerekli evrim tohumlarını toprak dünyaya çoktan aşılamıştık, zaman içinde yeşerip yeni milenyumda artık yükselişe geçecekti, fakat dünya üzerindeki düzlemde bu programı kabul edecek bilinçler yüzde yirmiyi geçmiyordu, ancak hasat vaktinde 7. bir fırsat tanınmayacaktı, dünya 6 siklus boyunca onların hazırlanımı için okul görevini görüyordu, başlarda ise bu oran yüzde 3’ten fazla değildi. Bu oran dünyadaki karanlık enerjinin yüzde yetmiş oranında netleşmiş olmasıyla ve de diğer bir yüzde onluk boşluk ile eşleşiyor, dünyada henüz maksimum yüzde onluk nötr bir güç var, onlar da bizleriz. Dünyayı devr alması için ön gördüğümüz geçişe hazır olan yüzde yirmilik kesimin ise sayısı azalabilir, fakat yüzde onu geçmez, bu oran yeterlidir.


Lakin bahsi geçen güçlerin bıraktığı tohumlar ise şu zamanda karışıklığa yol açacak türdendi, insanlık uzun bir süre bunu kabul görecek fakat sonunda bizlerin attığı tohumlar diğerini baskılayıp dışarı atacaktı. Bu durum şu anda yaşanmaktadır. Bir süreliğine aldebarana yerleşen bizler ait olduğumuz kaynağa geri dönmeyi reddetmiş ve orada savaşın yaralarını telafi etmeye çekilmiştik ve dünyayı bir süreliğine serbest bırakmıştık. Gözcülerimiz halen dünya insanına telepatik yollarla tesir ediyordu, ışık tutuyordu. Dünyaya en yakın kanal olarak kullanılan sirius bölgesi ise bizim üssümüzdü, dünya ile oradan veya oradaki dostlarımız aracılığıyla irtibata geçiyor ve hatta en riskli yollar ile dahi bir şekilde dünyayı gözlem altında tutuyorduk. Orionda da bizlerin başlatmış olduğu devrimin destekçileri vardı fakat orada sayıca daha azdık, hemen hemen her kanalda destekçilerimiz vardı. O sıralar bahsettiğim düşük düzlemli güçler kendilerine besin kaynağı olarak dünyayı kullanıyor ve sürekli olarak dünya ile içli dışlı planlar yürütüyorlardı. Onlar için dünyaya gelip gitmek sanki bir şehirden diğer şehre yolculuk gibiydi, fakat bizlerin titreşimleri dünyaya daha az erişim sağlıyordu ve dünyayı anlamakta zaman içinde zorlanmıştık ve de çoğu zaman başka şeylerle ilgileniyorduk, içimizde dünya insanları üzerinde türlü deneyler yapanlar dahi vardı, diyeceğim o ki dünya gittikçe bizlerden uzaklaşıyordu. Fakat tohum bir kere atılmıştı ve er ya da geç bizlerin vakti gelecekti.


Bu sırada dünyanın çığlıkları yerleşkemiz olan aldebarana kadar ulaşıyordu fakat zamanını beklemekten başka çaremiz yoktu. Ve zaman zaman siriusdan dostlarımızın dünyaya kurtarıcı olarak gidip şaşkın hallerde geri dönmelerine ve hatta titreşimlerinin gittikçe azalması neticesiyle bağlantılarının kesilip dünyanın enerji alanlarına hapsolduklarının haberlerini duyuyorduk. Böylece siriuslular bir daha dünyaya inmeme kararı almışlardı. Fakat siriusun çoğunluk bölgelerindeki varlıklar dünya ile uzun süreli ilişkiler neticesinde titreşimlerini düşürmüş ve de bahsettiğim güçlerin bir nebze destekçileri olmuşlardı. Cennette başlayan ve dünyada devam eden savaşlar tüm yaşam boyutlarında gündem haline gelmişti ve bu da kötücül varlıkların dikkatini çekmesine neden olmuştu. Düşük düzlemli dracolar da dünyaya mesken tutmuş ve tüm evrenden kötücül varlıklar dünyaya akın etmişti, gittikçe yükselen varlıkların doğayı da beslemesi sonucunda düşük düzlemli varlıklara besin kaynağı olabilecek yeterlilikte olan tek gezegen olarak dünya gezegeni kalmıştı, o sıralar maldek çoktan yok olmuş ve de mars talan edilmiş ve üzerindeki yaşam silinmişti. Aslında o vakitler toplamış oldukları karmalar neticesinde dünyaya çekilmişlerdi. Bunun sonucunda dünya artık bizlerin tek kurtuluş noktası olmuştu, eğer dünyayı da aşılarsak artık doğadaki düşük düzlemli varlıklar beslenecek enerji bulamayacaklar ve de yükselen enerjilere teslim olacaklardı. Böylece doğanın dengesi tam anlamıyla sağlanacaktı.


Görüyorsunuz ki bu savaş dünyada başlamadı dostlarım, aslında adı evrim olan bu savaşın başlangıç noktası yaradılışın başlangıcına kadar dayanıyor. Karanlık olarak dahi adlandırdığınız olaylar dahil evrendeki her şey ışığa hizmet ediyor, ışığa hizmet etmeyen hiçbir varlık yoktur. Ve de aslında herşey IŞIK'tır. Bizlerin yararına olmayan hiçbir şey yoktur derim hep...


Ve sağlanacak olan şey ise BİR’liktir. Geldiğimiz kaynakta herşey BİR’di ve çocuklarımız olduğunda dualite ortaya çıktı, benliklerimizi küçük parçalara ayırmaya karar vermiştik ve bu da evrimi ve de yaradılışı başlattı, çocuklarımız diye bahsettiğim kaynağın ötesindeki bilinmeyene ulaşmak için yarattığımız bilinçtir, yerimizi onlara bırakıp bilinmeyene keşfe çıkmaya karar kılınmıştı, bu bilinçler dualiteyi yarattı ve de yaradılış-evrim ortaya çıktı, kodlarımızda kayıtlı olan yaradılışın tümünün tohumunu onlara transfer ettik ve Mundus olarak adlandırdığımız evrende bu döngü baştan sona tezahür edecek ve tüm yaradılışı tatbik edecek ve de kaynağa geri dönüp yerimizi alacaklardı, tüm yaradılışın esas nedeni budur, bahsettiğim yer değişik isimlerle anılmaktadır fakat biz oraya altın galaksi imparatorluğu diyoruz, buranın evrendeki yansıması olan üslerimizden birkaçını da evrende farklı noktalara kurduk ve de irtibatları da oradaki bilinçlerimizle sağlıyoruz, bunlardan en bilineni sirius C’dedir ve marduk olarak bilinir. Bir diğeri aldebarana yakın konumda olan pleiades sisteminin içindedir. Bir diğeri ise Altonadır. Kadim simyacılar burayı Atalanta olarak adlandırdılar ve siriusun dünyaya etkisinden sonra Ra olarak, marduk olarak dünyada tanındı ve farklı güçlerin etkileri ile farklı isimlerle değiştirildi, öyle ki zaman zaman yerimizi almaya kalkan kötücül güçler dahi ortaya çıkmıştı ve küçük çaplı bu tehdit halen devam etmektedir, fakat böyle bir şey tüm evreni ve yaradılışı yok edeceğinden buna ihtimal vermiyoruz, ana yasanın tatbikine hiçbir sistematik bozukluk engel olamayacaktır.


Tüm yaradılış içerisinde denge sağlandığında artık yerimizi çocuklarımıza bırakıp kaynağın, altın galaksi imparatorluğunun ötesindeki bilinmeyene yelken açacağız. Bu zincirin günümüzdeki halkası ise dünya gezegeninin onarımı ve büyük tehdit yarattığı için bir diğer üssümüzün de buraya kurulmasıdır. Yaradılış içerisinde ki dengenin sağlanması ve planımızın artık başlangıç noktası olacak olan bu tatbikin bitişine ve de BİR’liğin zaferine diyorum...

0 views